| Yazar |
Mesaj |
Omurganın Flütü
Usta
Kayıt Tarihi: 21 Mart 2009
Konum: İstanbul Gönderilenler: 365
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 03 Ocak 2010 Saat 19:39 |
|
Siz ne iyisiniz, ben sizi bir şeylere benzetiyorum
Bilmem bir testi, bir bakır sahan kolay mı sizinle
Çok rahat bir gökyüzü mü var sizinle
Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda
Yoksa bükülmüş bir nehir gibi mi küpelerinizde
Siz küçük adıyla mı çağırırsınız sessizliği
Hele bu elleri, ayakları bu
Gözleri gözleri.
Gidip bir bardak su içiyorum. Ağzım benim!
Su böyle neye benziyor, çok çocuklu bir bahçeye değil mi
Bakmayla içersek gözlerimiz de bir şeye benziyor
Edip Cansever
|
|
|
|
serena
Çaylak
Kayıt Tarihi: 03 Ocak 2010 Gönderilenler: 76
| Paylaşım Gücü |
|
20%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 04 Ocak 2010 Saat 12:09 |
Aşkı sordum onLara ; aşk sekstir dediLer,yansıma qißi cölde serap qißi ßiLirsin, o insanda ne qörmek istiyorsan onu qörürsün dediLer, paradır dediLer,vucudun kimyasaL etkisidir dediLer ßöyLece cocuk yapmak istersin dediLer .. YALAN YALAN Hepinizin kafası kıcLarınızda Çünkü aşk o sadece aşktır ve onu uzakLaştırmak icin hiçßirşey yapamazsınız Çünkü O varoLma seßeßinizdir En yüksek noktadır ! ßi kere orda oLdunuz mu? Herkeze tepeden ßakar,sonsuza dek aşaqı qözetLersiniz, Çünkü eqer kımıLdarsanız düşersiniz Evet düşersiniz !
UYARI: Forumda yazarken harfleri normal boyutta kullanın!
|
|
küçük kurbaa küçük kurbaaa kuyruqun nerede :D
|
|
|
agnes
Çaylak
Kayıt Tarihi: 12 Ağustos 2009
Konum: Hakkari Gönderilenler: 66
| Paylaşım Gücü |
|
20%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 04 Ocak 2010 Saat 17:58 |
Orjinalini yazan: serena
Aşkı sordum onLara ; aşk sekstir dediLer,yansıma qißi cölde serap qißi ßiLirsin, o insanda ne qörmek istiyorsan onu qörürsün dediLer, paradır dediLer,vucudun kimyasaL etkisidir dediLer ßöyLece cocuk yapmak istersin dediLer .. YALAN YALAN Hepinizin kafası kıcLarınızda Çünkü aşk o sadece aşktır ve onu uzakLaştırmak icin hiçßirşey yapamazsınız Çünkü O varoLma seßeßinizdir En yüksek noktadır ! ßi kere orda oLdunuz mu? Herkeze tepeden ßakar,sonsuza dek aşaqı qözetLersiniz, Çünkü eqer kımıLdarsanız düşersiniz Evet düşersiniz !
UYARI: Forumda yazarken harfleri normal boyutta kullanın!
|
"lost and delirious" tan alıntı gibi mi ne? tabi ki siz bana ait diye idda etmediniz ama  güzel filmdi :)
|
|
|
M-mar
Usta
Kayıt Tarihi: 10 Aralık 2008
Konum: İstanbul Gönderilenler: 363
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 04 Ocak 2010 Saat 20:44 |
|
"Felek tüm cefasını toplasın gelsin/Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten"
|
|
|
reafe
Tam Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009
Konum: Bursa Gönderilenler: 103
| Paylaşım Gücü |
|
24%
|
| Seviye |
|
15%
|
|
 Gönderim Zamanı: 05 Ocak 2010 Saat 19:12 |
Herşey yavaş yavaş yok olmakta ve ben sırasıyla kaybediyorum bütün hücrelerimi.Tam şuan da tutunacak bir dal arıyorum.Dönüp bakıyorum arkama geride sadece ben kalmışım.Hiçbirşeyim yok artık.Sahip olduğum hiçbirşey yok.Bütün kalelerim yıkık dökük.Sabah kalktığımda gidebileceğim bir işim yok.Özledim diyebiliceğim bir sevgilimde.Boş bir odanın içinde dönüp duruyorum saatlerdir.Duvarlarla bakışıyoruz.Hiç bu kadar değerli olmamıştı odamın duvarları ve ben daha önce hiç bu kadar umutsuz olmamıştım.Şuan biri ne yaptığımı sorsa tarif edemem sanırım.Ne yazdığımı nasıl yazdığımı da bilmiyorum şuan.Günler sonra kendimi biraz daha iyi hissettiğimde okumaya fırsat bulursam eğer kendimi daha iyi anlayabilicem.Artık uzun yollar beni bekler.Martılar,boş sandallar.Soğuk banklar...Herşeyin bir sonu olacak değil ya.Bu da böyle kalsın benim gibi...
|
|
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir...
|
|
|
Omurganın Flütü
Usta
Kayıt Tarihi: 21 Mart 2009
Konum: İstanbul Gönderilenler: 365
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 10 Ocak 2010 Saat 17:56 |
|
Arthur Rimbaud Duyum Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın, Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara. Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların Yıkasın, bırakacağım başımı rüzgara.
Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim; Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi; Göçebeler gibi uzaklara gideceğim; Mes'ut sanki yanımda bir kadın varmış gibi.
|
|
|
askkk
Çaylak
Kayıt Tarihi: 30 Temmuz 2007
Konum: İstanbul Gönderilenler: 50
| Paylaşım Gücü |
|
14%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 10 Ocak 2010 Saat 18:44 |
Karlı kayın ormanında Yürüyorum geceleyin Efkarlıyım, efkarlıyım Elini ver nerde elin
Memleket mi yıldızlar mı Gençliğim mi daha uzak Kayınların arasında Bir pencere sarı sıcak
Ben ordan geçerken biri Amca dese gir içeri Girip yerden selamlasa Hane içindekileri
Yedi tepeli şehrimde Bıraktım gonca gülümü Ne ölümden korkmak ayıp Ne de düşünmek ölümü Nazım Hikmet RAN
|
|
yalnızlık kaderim...
|
|
|
M-mar
Usta
Kayıt Tarihi: 10 Aralık 2008
Konum: İstanbul Gönderilenler: 363
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 11 Ocak 2010 Saat 01:04 |
|
Ben bu soğukta Stockholm'ü neden bu kadar özlüyorum?
|
|
|
Omurganın Flütü
Usta
Kayıt Tarihi: 21 Mart 2009
Konum: İstanbul Gönderilenler: 365
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 11 Ocak 2010 Saat 01:30 |
|
Sınırlandırılmış mesaj sayısını aştığınız için olmasın sakın? :f
|
|
|
M-mar
Usta
Kayıt Tarihi: 10 Aralık 2008
Konum: İstanbul Gönderilenler: 363
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 11 Ocak 2010 Saat 11:45 |
|
vallahi uyumuyordum yahu, gözlerimi dinlendiriyordum!
|
|
|
natalia
Çaylak
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009 Gönderilenler: 42
| Paylaşım Gücü |
|
14%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 11 Ocak 2010 Saat 14:57 |
|
Bu yol nereye çıkar Olric? - Hiçbir yere efendimiz. - Hiçbir yer neresidir Olric? - Doğru yerdir efen...dimiz. - Gidelim mi? - Vardık efendimiz...
Tutunamayanlar / Oğuz Atay
|
|
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı, ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme...
|
|
|
M-mar
Usta
Kayıt Tarihi: 10 Aralık 2008
Konum: İstanbul Gönderilenler: 363
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 11 Ocak 2010 Saat 20:13 |
|
Bak şimdi sen köpeksin ben sahibin, sen köpeksin ben sahibin! Zaten seni aşşağı atasım var mecburiyetten bakıyorum çileden çıkartma beni. Ne demek gelmem hav hav ya! Bu ne laubalilik, ben bu ilişkiyi sırtlanamam arkadaşım ya sen git ananın evine ya da annen gelsin seni alsın. Ailemi red mi edeyim? benim burda balığım ölmüş onun yasını tutuyorum şaklabanlık yapma, kalıbının köpeği ol :)
|
|
|
M-mar
Usta
Kayıt Tarihi: 10 Aralık 2008
Konum: İstanbul Gönderilenler: 363
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 12 Ocak 2010 Saat 13:20 |
Yar gidiyor soğuk gecede Yüreği ihanette yüreğime Ah duvarlar benim sırdaşım Aman vermiyor hasret bedenime
Dur dinle Karagözlüm gitme Yapma bana küsme Özlüyorum deli gibi muhtacım Sevgine
Son bulsun ah derin ayrılık Tükensin acılarım geldiğinde Ah sokaklar benim yoldaşım Kahrolsun umutsuzluk Dön gönlüme
Kerim Tekin - Karagözlüm.
|
|
|
ibliscik
Çaylak
Kayıt Tarihi: 19 Aralık 2009
Konum: İstanbul Gönderilenler: 92
| Paylaşım Gücü |
|
22%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 12 Ocak 2010 Saat 13:38 |
kerim tekin.. neden böle insanlar erken ölürde laylaycı şarkı söleyen insancıklar yaşar keyif içinde.. kızıyorum bazen hayata.. ama aslında onlar için belki güzel oldu.. ne bilim ya.. ölüm acaip bişiy.. ölmesek keşke hiç..
bende karbeyazı eklemek istedim..
Hasret vuruyor gecenin koynunda
Anılar vuruyor gözyaşlarıma
Çılgın bulutlar dönüyor başımda
Uykusuz geceler kapımda
Yıkılsa dünya kıyamet kopsa
Yine de vazgeçmem ölürüm derdimden
Karbeyazdır ölüm ellerinden gülüm
Yine yoksun diye düşmanım her güne
Dursun dünya dönmesin sensiz
Yaşatmasın allahım sensiz
|
|
Sessizliklerde soloya dahildir.
|
|
|
Kadın
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009 Gönderilenler: 2
| Paylaşım Gücü |
|
2%
|
| Seviye |
|
1%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 00:29 |
|
|
|
|
ibliscik
Çaylak
Kayıt Tarihi: 19 Aralık 2009
Konum: İstanbul Gönderilenler: 92
| Paylaşım Gücü |
|
22%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 13:33 |
|
ya evlenin ya da evlenmeyin...
ya da her ikisi içinde pişman olun.
dünyanın aptallığına kahkahayla gülün
pişman olun.
onun için ağlayın
ve yine pişman olun.
dünyanın aptallığına kahkahayla gülün,
ya da onun için ağlayın;
her ikisi içinde pişman olun
dünyanın aptallığına kahkahayla gülün,
ya da onun için ağlayın;
her ikisi içinde pişman olun.
kendinizi asın; ve pişman olun.
kendinizi asmayın,
onun içinde pişman olun.
kendinizi asın yada asmayın
ikisi içinde pişman olun
ister asın ister asmayın,
her ikisi içinde pişman olun.
işte sevgili dostlarım,
tüm insan bilgeliğinin özü.
soren kierkegaard
|
|
Sessizliklerde soloya dahildir.
|
|
|
reafe
Tam Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009
Konum: Bursa Gönderilenler: 103
| Paylaşım Gücü |
|
24%
|
| Seviye |
|
15%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 22:57 |
|
İnsanı kim yoldan çıkarır? Tabii ki kötü arkadaş! Peki nasıl bir şeydir bu kötü arkadaş, neye benzer, ne yer, ne içer? Benim bazı tahminlerim var bu konuda. Sanıyorum korku filmlerinden fırlamış zombi gibi bir şeydir bu kötü arkadaşlar. Acayiptirler. Düşünsenize, adam hem arkadaş, hem de kötü. Allah düşmanımın başına vermesin! Seni içkiye, uyuşturucuya, sekse, kavgaya, gürültüye, hatta cinayete alıştırmak üzere görevlendirilmiş bir çeşit tuhaf yaratık. Zaten kötü arkadaşın bütün amacı başkalarına arkadaş kisvesi altında yanaşıp onları kötülüğe sevk etmektir. İş edinmişlerdir bunu.
Bu ne ya? Pamuk prensese zehirli elma yediren cadı masalının çok mu etkisinde kalmış bizim yöneticilerimiz, medyamız, özellikle de ana babalarımız? Yoksa bir şeylerin etkisinde kalmamışlar da, kendi kötülüklerinin üstünü örtmek için hayali arkadaş mı uyduruyorlar?
Kötü arkadaş lafı, kendini bilmez büyükler tarafından zart diye hayatımızın ortasına oturtulmuş bir kavram. Yalan, hatta yapyalan, tamamen uydurma bir kavram. Bana arkadaşını göster sana kim olduğunu söyleyeyim şeklindeki deyimi de anmak gerekiyor konunun burasında. Hatta anmak değil, hafiften bozmak gerekiyor. Bana ananı babanı göster sana kim olduğunu söyleyeyim diyorum mesela ben. Hem de herkesin önünde, açık açık diyorum. Hatta bana müdürünü göster sana kim olduğunun söyleyeyim, bana başbakanını göster sana kim olduğunu söyleyeyim… diye uzatırım istersem. Uzatmakla kalmaz, pat diye kim olduğunuzu da söyleyiveririm yüzünüze!
Geçenlerde fazla dozdan ölen genç ve güzel bir kız yüzünden ortalık yine karıştı. Televizyonlar, gazeteler hemen bu makbul konunun üstüne atlayıp aileleri pilli fenerlerle kötü arkadaş arama turlarına davet ettiler. Bu arada, yukarıdaki genç ve güzel lafını özellikle kullandığımı da belirtmeden geçemeyeceğim. Yaşadığımız çağda ölüler değil, ölülerin fotoğrafları önemlidir. Yaşlı ve çirkin adamlar uyuşturucu kullanmıyor mu, ölmüyorlar mı sokak aralarında? Ya da alkolden karaciğeri infilak eden bet suratlı kimse yok mu bu memlekette? Niye haber olmuyor bunlar? Niye o çirkin portrelerini çarşaf çarşaf görmüyoruz gazetelerde? Evet, onlar öldükleriyle kalıyor. Kimse çıkıp da bu elemanların kötü arkadaşları var mıydı, hadi onları avlayalım demiyor…
Allahaşkına, hiç sokakta kötü arkadaş gördünüz mü? Mesela bakkalın yanındaki sokağa sapıyorsun, o da ne… Aniden bir kötü arkadaş çıkıyor karşına… Yüzünden kötülük akıyor, gözlerinden fenalık fışkırıyor… Ayaküstü bıçak sallama sanatının inceliklerini, falçatanın keskin ucunun saplanma açısını öğretiyor sana, bu arada cebinden çıkardığı bir avuç ne idüğü belirsiz hapı dolduruyor ağzına…
Kötü arkadaş diye bir şey yoktur. Yanlış av peşindesiniz efendiler. Silkelenin de yüzünüze bakın aynada… Kötü olan, çekirdek aile zırvalığının neferleri olarak ortalığa salınmış ana babalardır. Her anne faşisttir bir kere. Çocuğunun kendi anlayışının dışında bir kişilik geliştirmesine, açıkçası ayrı bir birey olmasına hiçbir anne izin vermez. Aslında elinde değildir bu. Sistem, çocuğunu robotlaştırmak üzere görevlendirmiştir anneyi. Anne, hayatta bir insanın karşılaştığı ilk baskı unsuru, ilk politik travmadır.
Babayı saymıyorum bile. Eve ekmek getirmek ve o ekmeğin boğazınızda kalmasını sağlamak için görevli dış kapı tokmağıdır baba. Töreler gereği sizi sevmez. Okşamaz. Kucağına alıp pışpışlamaz. Disiplin bozulmasın diye sert takılır. İhtiyaçlarını karşılamakla görevlidir ve ha bire harçlık verir. Biraz büyüdüğünde asilik yapıp babana karşı çıkma cüretini gösterebilirsen eğer, “Ne diyorsun ulan, neyin eksik… Her istediğini almadım mı…” diye gürler. Bir çocuğun ayakkabı parasına, kaşarlı tosta ve uzaktan kumandalı arabaya asla ihtiyacı olmadığını, içten bir gülümsemenin, yapay olmayan bir sevginin bunların açığını bir anda kapatacağını anlayamaz baba. Anlasa, baba denmezdi zaten ona.
Kötü arkadaş, geleneksel aile yapısının baskısından ya da geleneğe uyamayan aile yapısının dağılmışlığından (aynı şey ikisi de) dolayı kendini sokaklara atıp sersem sepelek çıkış yolu arayan iki çocuğun, bir diğerine göre durumudur. Her ikisi de diğerinin kötü arkadaşıdır. Aslında ikisi de iyidir. Peki anneleri, babaları için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
Kötü arkadaş, ya da kötü arkadaşa uyduğu iddia edilen öbür arkadaş, her ikisi de bir kurumun ve o kurumun çürüttüğü bir adet erkekle bir adet kadının kurbanlarıdır sadece.
Altay Öktem
|
|
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir...
|
|
|
reafe
Tam Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009
Konum: Bursa Gönderilenler: 103
| Paylaşım Gücü |
|
24%
|
| Seviye |
|
15%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 23:01 |
Kalp Tutulması...
Çünkü dün gibi sanki değdi elin... Yağmur da vardı evet yağmur hala var bize susmak yakışır.
Yaşamak yalnızca bir kalbin titrediği anı sevmekse diyelim uzak bir memlekette bir çocuk çekilmiş odasına oyuncağıyla oynamaya devam etmiyorsa akşam vakti, rüzgar sert esince genç bir kız ürküp sokulmuyorsa yatağına çekmiyorsa yorganı üzerine, ne bileyim, hala bir kedi damdan düşmüyorsa arada bir... Yani dışımızda ne varsa hayatın devam ettiğine dair ve tekrar söylüyorum: yalnızca bir kalbin titremesini severek yaşamaksa bize kalan
yar... ...aşan da yak... ...ışan da budur aşka...
Çünkü bu gün gibi sanki çıkma aklımdan uyurken bile... Şakacı bahar çiçeği, gülün adı, yağmurun anlamı, erik tanesi falan hikaye... Yakışan da yaklaşan da yeni yetme bir aşığın yeniyetme aşkına bahçelerden gizlice koparıp kaçmak üzere dokunduğu andır bir çiçeğe. Yani arada zaman susar böyle bize gülmek yakışır.
Çünkü yarınmış gibi sanki ölürken de çıkma aklımdan... yazın ortasıymış gibi usulca kopan yaprak hiç sararmamış gibi düşmemiş gibi sanki, varmamış gibi yeryüzüne... 'dünya kirlidir' dediğim ne varsa hepsinden uzak seviyorum seni.
beyaz bir sayfaya bakarken duyduğum huzura benziyor sesin...
Yakışan da yaşanan da parmak ucuna dokununca, yüreğin duyduğu o tatlı acıdır Geride kalan yaşam balkon demirine göre neyse çamaşır ipi, odur.
|
|
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir...
|
|
|
reafe
Tam Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009
Konum: Bursa Gönderilenler: 103
| Paylaşım Gücü |
|
24%
|
| Seviye |
|
15%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 23:09 |
Villa Borghese'de yaşıyorum. Tozun zerresi yok ortalıkta, iskemleler ise yerli yerinde. Yalnız ve ölüyüz burada. Boris bitlendiğini keşfetti dün gece. Koltuk altlarını traş etmek zorunda kaldım, ama kaşıntısı kesilmedi yine de. Böyle harikulade bir evde nasıl bitlenir insan? Ama bitlenmeseydi de bu denli samimi olma fırsatını hiçbir zaman bulamayabilirdik. Boris ve ben. Biraz önce görüşlerini özetledi Boris benim için. Bir iklim kahini o. Havalar kötü gitmeye devam edecek, diyor. Felaketler, ölümler ve umutsuzluk sürecek. Hiçbir yerde hiçbir değişim belirtisine rastlanmıyor. Zaman kanser gibi yiyip bitiriyor bizi. Kahramanlarımız canlarına kıymış ya da kıymaktalar. Kahraman, öyleyse, Zaman değil; Zamansızlık. Adımlarımızı düzenlemeliyiz, uygun adım, marş, ölümün hapishanesine doğru. Kaçış yok. Hava değişmeyecek. Paris'teki ikinci yılımın sonbaharı. Henüz kavrayamadığım bir nedenden ötürü gönderildim buraya. Parasızım, çaresizim, umutsuzum. Dünyanın en mutlu adamıyım. Bir yıl önce, altı ay önce, sanatçı olduğumu düşünüyordum. Artık düşünmüyorum, öyleyim. Edebiyat sayılan herşey beni terk etti. Yazılacak kitap kalmadı, Tanrıya şükür. Bu mu? Kitap değil bu. Karalama, iftira, haysiyete yapılmış bir saldırı. Kitap değil, yani sözcüğün alışılmış anlamında. Hayır, uzun bir hakaret bu, Sanat'ın yüzüne tükürülmüş bir balgam; Tanrı'nın, İnsan'ın, Kader'in, Zaman'ın, Aşk'ın, Güzelliğin ve daha ne isterseniz onun kıçına atılmış bir tekme. Şarkı söyleyeceğim sizin için; biraz makamsız belki, ama söyleyeceğim. Siz nalları dikerken ben şarkı söyleyeceğim, dans edeceğim iğrenç cesetlerinizin üzerinde... Şarkı söylemek için önce ağzınızı açmalısınız. Bir çift ciğeriniz, biraz da müzik bilginiz olmalı. Bir akordeon ya da gitar şart değil. Önemli olan 'istemek' şarkı söylemeyi. Bu bir şarkı öyleyse. Şarkı söylüyorum.
|
|
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir...
|
|
|
reafe
Tam Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009
Konum: Bursa Gönderilenler: 103
| Paylaşım Gücü |
|
24%
|
| Seviye |
|
15%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 23:12 |
Eğer ip cambazı karşıya geçerken ip kopmuyorsa, ya kurduğum cümlede ya da ipin kendisinde bir sorun var demektir. Dışarıdan bakıp ipin ortalama bir insan ağırlığından fazlasını taşıyacak kadar sağlam olduğunu düşünmek doğaldır. Cambaz açısından yatıştırıcı bir tesiri var mıdır, bilmiyorum ama sağlam olduğu düşüncesi izleyici konumundaki herkesi yatıştırabilir elbette. Ancak kopmuyorsa, en olmadık yerde bağlı olduğu yerden boşalmıyorsa bir anda; sağlam ama sorunlu bir iptir o. Cambazı olaya hiç katmıyorum. O edindiği mesleği yerine getirirken eğleniyormuş gibi yapar sadece. On yaşındayken 'söyle bakalım, polis mi olacaksın yoksa doktor olup ailene mi bakacaksın' diye soran 'baba'larının aksine 'ip cambazı olucam!' cevabını vermemiştir elbette. Ne olacağından kendisinin bile haberi olmadığından sunulan seçeneklerden birini seçip memnun etmiştir 'baba'larını muhtemelen. Zamanı gelince de açık bir çukur bulup, ya da kendine el yordamıyla bir kuyu kazıp atlamıştır içeriye. Kendi çukuruna düşmüştür neticede. Kendi hayatının figüranıdır herkes! Tabi baba kelimesinde çoğul ek kullanırken dilim falan sürçmedi. Son birkaç akşamdır kalemin de sürçtüğünü sanmıyorum. Bu, kelimeye çoğul ekinin tamamen bilinçli olarak getirildiği anlamını taşır. Çünkü dikkatli bakınca, resmi belgelerde kaydı bulunan ve gayrı resmi bürokraside adı geçen yüzlerce baba olduğunu görebilirsiniz. Nereden, hangi açıdan baktığınla ilgili değil, yalnızca bakabilmek yeterlidir. Peki varsayılan bu 'baba'ların izinden gidersek istediğimiz yere varabilir miyiz, veya yaşamımızı yeterince iyi biri olarak sonlandırabilir miyiz, belki şirinleri de görebilir miyiz, muamma... Çünkü cambaz karşıya geçerken ip kopmadığına göre, kimse yeterince iyi değildir. Doğal olarak kimse yeterince kötü de değildir. Bu denli açık iki kavramla ilgili naralar atıp canınızı sıkmayacağım elbette; herkes tuz katacak bir çorba bulur kendine, iyi ya da kötü, bulur, diyeceğim, o kadar. Neticede 'babalar' tabir ettiğim bu çoğul ekli kelimenin içerdikleri, tuz katılan çorbanın ateşini ayarlayan sistemle aynıdır. Bu yüzden kalkıp kaç çeşit baba vardır, hangilerinin yanaklarını sıkmalıyız, hangilerinin üzerimizde büyük etkisi vardır, gibi soruların cevaplarını aramak da değil amacım. Fakat ateş ayarı 'baba' tarafından itinayla yapılmış bir çorba ile sahiplenilip aşağıya atlanmış kuytu bir çukur arasındaki fark, ipin neden kopması gerektiğiyle ilgili bir ip ucu verebilir. Gerçi ipin ucunu verse, belki ipin kopmasına gerek kalmaz ya, neyse. Cambaz, doktor mu polis mi, sorusuna 'hayır cambaz' cevabını verip hem kendisini hem de babalarını şaşkınlığa uğratacak ölçüde kahin olmadığına göre; en doğru cevap, verilmemiş cevaptır, diyebilirim. Hatta daha da ileriye giderek en doğru söz söylenmemiş olandır da diyebilirim: İstanbul kitap fuarında, Adam Fawer şunu söylüyor: Kitaplarım Türkiye'de, diğer ülkelere nazaran daha çok satılıyor. Bu yüzden Türkler diğer milletlerden daha zeki! Övünecek bir toplumsun, çünkü benim tarafımdan övülüyorsun! Kendini yüceltmenin en sevimli yolu, bu yüceltme işlemini yanına karşındakini de katarak yapmaktır. Gerçekten de diğerlerinden zeki olmadığımıza, ya da şöyle diyelim, diğerlerinden akıllı olmadığımıza bir kanıt bulmak için 'en doğru söz söylenmemiş sözdür' cümlesine gerek bile yok. Kendi hayatının figüranı fuarda sözünü söylemiş, olabilecek en iyi tarafından bakılmış. Ama diyelim, kendi değerlerini bilinçsizce yüceltip meydanlarda; ne için orada olduğunu bile tam olarak anlayamayan, ama baba çağırdıysa vardır bir bildiği düşüncesiyle, 'ben o'yum, ben şu'yum' un propagandasından başka birşey yapmayan Türk genci bu paragrafı okuyup 'yani biz gerizekalı mıyız?' sorusunu türetirlerse bir çeşit saptamada bulunmuş olabilirler. Konya Üniversitesinde YÖK’ü protesto eden öğrenci topluluğuna karşı olay çıkaran ülkücü topluluk ‘şehitler ölmez, vatan bölünmez’ gibi alakasız, ama tek legal protesto şeklini seçmek zorunda oldukları için, bu yolda sloganlar atarlarken, kendi saptamalarını kendileri yapamamışlar demektir. On yaşındaki çocuk gibi başkalarının sunduğu seçenekleri benimsemekte ısrar edersen, başkalarının açtığı çukurlara düşersin. Bu yüzden işte, örneğin bir cambaz; kendi çukuruna kendisi atlayan bir figüran, karşıdan karşıya geçerken ip kopmuyorsa, bir sorun var demektir! Çünkü bu ülkede, izleyenlerin 'düşecek mi acaba, inşallah düşmez' diye endişe ettikleri her cambaz düşer! Düşme eylemini gerçekleşmesine neden olan bu endişenin kendisidir. Ve endişeye kapılıp başkalarının sahip olduğu fikirlerin ulaklığını yapan her Türk genci, bir gün kendisine 'yani biz gerizekalı mıyız?' sorusunu soracaktır. Bunu sormakla geç kalınır mı bilmem. Her cevabın arkasında görünmekten vazgeçip söylenmemiş başka bir cevap vardır; en doğru cevap, söylenmemiş olandır ne de olsa...
Mustafa Kemal babama sonsuz saygılarımla...
|
|
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir...
|
|
|
agnes
Çaylak
Kayıt Tarihi: 12 Ağustos 2009
Konum: Hakkari Gönderilenler: 66
| Paylaşım Gücü |
|
20%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 23:35 |
|
mustafa kemal babama sonsuzsaygılarımla demişsin ya mustafa kemal sence geçnlere gidin meydanlarda alakasızca bağırın hakkınızı arayın mı dedi?
yoksa saygılarımda derken samimi miydin?
atatürk dediğine göre bir baba mıdır? onu gerçekten anlarsak aşağıya düşer miyiz sence? ya da ne demek istedi o, hitabeyi ne için yazdı gençere?
|
|
|
|
reafe
Tam Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009
Konum: Bursa Gönderilenler: 103
| Paylaşım Gücü |
|
24%
|
| Seviye |
|
15%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 23:41 |
"Mustafa Kemal babama sonsuz saygılarımla..." cümlesi tamamen saygı ve samimiyet içerir...Sevgi içerir.Saygılarımla agnes :))
|
|
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir...
|
|
|
agnes
Çaylak
Kayıt Tarihi: 12 Ağustos 2009
Konum: Hakkari Gönderilenler: 66
| Paylaşım Gücü |
|
20%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Ocak 2010 Saat 23:42 |
Orjinalini yazan: reafe
"Mustafa Kemal babama sonsuz saygılarımla..." cümlesi tamamen saygı ve samimiyet içerir...Sevgi içerir.Saygılarımla agnes :)) |
teşekkür ederim ilgi ve alakan için sormam da hiç bi itham yoktu. gerçekten anlayamıştım. halbukisem benimkisi saçmalık öyle düşünevbilmem. affola :)
|
|
|
M-mar
Usta
Kayıt Tarihi: 10 Aralık 2008
Konum: İstanbul Gönderilenler: 363
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 14 Ocak 2010 Saat 00:43 |
Orjinalini yazan: agnes
mustafa kemal babama sonsuzsaygılarımla demişsin ya mustafa kemal sence geçnlere gidin meydanlarda alakasızca bağırın hakkınızı arayın mı dedi?
yoksa saygılarımda derken samimi miydin?
atatürk dediğine göre bir baba mıdır? onu gerçekten anlarsak aşağıya düşer miyiz sence? ya da ne demek istedi o, hitabeyi ne için yazdı gençere?
|
Sorularınıza bende sorularla karşılık vermek istiyorum konuya sonradan dahil oldum onun için kusuruma bakmayınız. kendimce yorumlamak istiyorum.
Dünya emperyalizmine başkaldırışın adı Kemalizm midir? Aşşağıya düşmemek için gençliğe hitabe yeterli midir?
|
|
|
veronika
Çaylak
Kayıt Tarihi: 14 Ocak 2010
Konum: Antalya Gönderilenler: 45
| Paylaşım Gücü |
|
14%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 14 Ocak 2010 Saat 21:46 |
|
dokunulmadık yerlerinde karanlığın
dudak büküyorum kör çığlıklarına, çocukluğu kirli hayatımın...
ruhum,
-gri-ydi hani!
kaburgalarında sıkışsın senin
sektesiz...
fosforlu yanılışlarımın elzem mucizesi
korkunç hışırtılar kandıracak kendini
bu gece
kurak bedenimde
gel
ıhlamur kokan gerdanımda çözül
tel tel...
zaman kopartsın kıyametini!
|
|
Bilinçli ruh hastası.
|
|
|
natalia
Çaylak
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009 Gönderilenler: 42
| Paylaşım Gücü |
|
14%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 14 Ocak 2010 Saat 23:39 |
|
Tanrının yazdığı şiir gibi... Hangi şair anlatabilir seni... Güldüğünde gözlerinin içindeki şimşeği, O dehşetli güzelliğini? Ayrılık saatini vursada zaman, Elbet bir gün... Bu sürgün sevdaya... Vuslat yakışır...(D.S)
|
|
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı, ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme...
|
|
|
ibliscik
Çaylak
Kayıt Tarihi: 19 Aralık 2009
Konum: İstanbul Gönderilenler: 92
| Paylaşım Gücü |
|
22%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 15 Ocak 2010 Saat 17:00 |
|
mesaj yazıyorum.. sora siliyorum.. sora yine yazıyorum.. sora yine
siliyorum... atmıcam mesaj dedim atmıcam.. beklicem.. ama ya
dönmezse... dönücek dimi.. dönmicek olsa sölerdi dimi.. o zaman
dönücene inanmalıyım dimi.. inanırsam döner dimi.. şuan ve şuandan sora
yapdıgım sey inanmak olmalı dimi..
|
|
Sessizliklerde soloya dahildir.
|
|
|
reafe
Tam Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009
Konum: Bursa Gönderilenler: 103
| Paylaşım Gücü |
|
24%
|
| Seviye |
|
15%
|
|
 Gönderim Zamanı: 15 Ocak 2010 Saat 18:26 |
|
Ölümde göçebelikte sana aynı şeyi söyler.Yüzüne yüzüne acımasızca,derler ki bak senin yanında da dönüyor zaman.Bak senin yokluğunda da yaşıyor kendini yaşam.Şehir soluk alıp veriyor.Sen yokken de sevişiyor insanlar.Sen yokken de ekmek çıkıyor hemde en sevdiğin sokaktaki o pek sevdiğin fırından,kahvaltıya oturuyor "benim" dediğin insanlar benim dediğin çay bahçelerinde olmayan bizleri konuşuyorlar belkide.Her saat başı yeni bebekler doğuyor,yaşam yenilerken eskiye dair bir iz daha kaybolur ortadan,eksiliyor İstanbul her an ölüyor.Demek ki herşey mümkün senin yokluğunda.Dönüyor devran sen olsanda olmasanda....
|
|
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir...
|
|
|
reafe
Tam Üye
Kayıt Tarihi: 11 Aralık 2009
Konum: Bursa Gönderilenler: 103
| Paylaşım Gücü |
|
24%
|
| Seviye |
|
15%
|
|
 Gönderim Zamanı: 17 Ocak 2010 Saat 12:23 |
|
Artık aranızda olamayacağım arkadaşlar.Sevgiyle kalın...
|
|
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir...
|
|
|
wings
Çaylak
Kayıt Tarihi: 21 Ocak 2010
Konum: Bursa Gönderilenler: 14
| Paylaşım Gücü |
|
8%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 21 Ocak 2010 Saat 22:13 |
|
Gel be dostum.Bak ben geldim burdayım sen de gel.Burda da gırgır yapalım.Burda da ağlayalım salya sümük.Sonra sen kız bana.Ben gönlünü alayım :D çizimlerini göster teker teker kıskanayım yine.Playstation oyunlarını tartışalım.Burda da yenmiş olmanın verdiği mutluluğu yaşa :D çıldır sevinçten.Gel söz sana oyun alıcam :D orjinal ötesi insan seviyorum seni...
|
|
Vuslat! Ah! Ne efsunkâr bir kelime, ne kutlu bir an!..
|
|
|