| Yazar |
Mesaj |
ajmerya
Usta
Kayıt Tarihi: 26 Mart 2008
Konum: Antalya Gönderilenler: 367
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Mayıs 2008 Saat 19:30 |
Kırıntılar saklıyorum. Sakınıyorum kırıntılarımı senden. Yüreğime sığdırmaya çalışıyorum aşkımı Zor anlar, zor saatler çalıyor kapımı. Kalkıp açmaya korkuyorum, Sensizlik gibi bu zamanlarda. Kalıcı misafirim olacak diye üzülüyorum
Sessizlik sarıveriyor sözlerimi Sana anlatamıyorum, Konuşamıyorum. Nefesim kesiliyor Gözlerim sanki görmüyor, Alışmaya çalışıyorum.
Gözlerimden akmaya korkuyor yaşlarım. Biliyorum ki rahatlayacak ruhum bu yaşlarla. Ama gel gör ki korkuyorum. İnsanların bakışları korkutuyor gönlümü. Rüzgarlar esiyor fırtınalar beraberinde. Ben farkına bile varmadan. Rüzgar çoktan alıp gitmiş gözlerimden akan korkuyu.
Sarılıyorum sensiz bu kalbime Dur! diyorum, sesini çıkarma. Ağlama duyulmasın gözlerin, Bilmesin ayrılıklar
Kalbim seni öyle özlüyor ki, Sarılmak sadece sarılmak. Yüzünde yüzümü saklamak. Bırakmak beni sende bırakmak. Unutmak dudaklarımı sende unutmak.
İstiyorum, İstiyorum, İstiyorum...........(., Sana Hayatım.,Nefesim.,Birtanem.,Ravah'ım )
|
|
Dilediğin gibi ....
|
|
|
ararat
Çaylak
Kayıt Tarihi: 09 Mayıs 2008 Gönderilenler: 21
| Paylaşım Gücü |
|
10%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Mayıs 2008 Saat 19:38 |
|
altını ben çizdim eylülün, sonbaharlar arasında.. (a.b.ç.) hiç deniz görmemiş bir nehrin saflığı sözlüklere geçirirken yeni bir kelime niyetine bakışlarını, ah tabii ki gecenin elementini bulan bir soytarıydım asit gibi yaklaşırdım sevgilinin bazına dağ tavşana sokulurdu, yılan suya kendi söküğünü dikemeyen terzi iğneyi makaraya nasıl saplarsa sinirle, örneğin aynı maceraya düşmüş süperman’le örümcek adam aynı aşka düşmüş iki senarist: biri filmlerin son diyaloglarında, biri ilk diyaloglarında zorlanan!
altını ben çizdim sabırsızlığın, kemirilirken etimin (a.b.ç.) en müstesna köşelerinde lise üçten terk, evki küçük kızlar! pijamalı, göbekli babalar: rakının yanında mutlaka şalgam suyu içen. ruh hastası anneler: bütün gün ya mutfakta, ya camda, ya komşuda.. bütün gün açık televizyon, bütün gün uyuyan hamamböcekleri, bütün gün sokağı bir baştan bir başa dolaşan aylak ihtiraslar! bütün gün’lerin hayata düşen tasası! tezgâhtaki ölü balıkla satıcısı arasındaki o ince keskin bıçak yarası bir memesinde dağ, bir memesinde sarnıçlar taşıyan yeryüzü! yeryüzü: köklü halkların tabiat süsü! rölfeyler, heykeller: deniz kenarlarında şehirlerin.. kuleler, köprüler: insan içine çıkamayan! ölüm, korkunun aşka düşen görüntüsü! uzaya doğru çekilen harfler kitaplardan, aşk mektuplarından, yarı açık ceza evi ağızlardan! bir çam ormanının kozalaklarla kurduğu telefon bağlantısı karısını öldüren adam, abisini ihbar eden kızkardeş kadehin dibine korkuyla yapışan salyangozlar ringte iki boksör: biri geçmişim, biri geleceğim ben ortada mutsuz bir hakem..
“önce saçlarını gördüm, saçlarını taradım saçlarından sonrasını hatırlamıyorum!” serserilik lisansı olan bir kadından konu açıyorum avukatı gelene kadar aşk hakkında konuşmayacağını söyleyen! rahat sevişebilmek için göğüslerini kestirmiş bir kadından rakı içen, tesbih çeken, kaşmiş üstünde sevişen, dudaklarını ruj yerine vişneyle boyayan love story’leri sevmeyen bir kadından! sarı bir plymouth’u var haftabaşların postahane önüne çektiği torpido gözünde tevfik bey’in kırık neyi.. bagajda delik deşik turuncu iç çamaşırları en adisinden bir şişe tütün kolonyası, yol haritaları ve eski bir sevgiliden kalma yükseklik korkusu!
hava muhalefeti nedeniyle alkolik olan bir kadından konu açıyorum babası komünist: yirmi yıl yatmış yirmi yıl yattıysa elli yıl, yüz yıl, yüzyıllar uyanmış işin doğrusu ufak bir dükkânı varmış sirkeci’de hani şu saat kayışı, çakmak, iskambil kâğıdı satanlarından, yürek kadar dar, yürek kadar geniş bir dükkân! baba ise polislerin şüphelenecekleri kadar güzel gülümseyen bir adam.. o zamanlar henüz yirmi beşinde annesi lise üç’ten terk, evli küçük kızlardan! türkan şoray’ın mor eşarbıyla evli, ayhan işık’ın çapkın bakışlarıyla.. evde akşam yemeğinde selma güneri’yle, dışarda bakkalda orhan günşiray’la evli bir küçük kız! içten içe alevi! camdan, neşeden, buhardan! lise üç’ten terk demiş miydim, evet, demiştim lise üç’e kadar karneleri hep dayı dayağından! karşılaşmışlar bir şekilde, kızın yüzünü çil basmış buram buram oğlanın soluğu sakız işte, aileler girmiş araya, gelmelerdi gitmelerdi derken şiddetli bir eylül öğleden sonrası beyoğlu evlendirme dairesi- ne teğet geçen bir nikâhla her yerlerinden yapışmışlar! ikisi de utanmışlar badem şekeri dağıtamadıkları için davetiyeler oyal marka zarflarda, en ucuzundan!
kadın, annesinin rahmine gerdek gecesi düşmüş büyük bir gürültüyle sanırım altıncısında! aksilik bu ya, doğumu sırasında baba içerde rus malı tabaka bulmuş dükkânda polis anne can vermiş ameliyathane masasında!
azra koymuşlar bebeğin adını! gözleri mavinin soğuğu, saçları siyah, teni beyaz! okyanuslar, bakışlarının kötü birer taklidi fırtınalar saçlarına hayran teni cami avluları gibi huzur verici, sessiz ve hüzünlü biraz! bambaşka masallarla büyümüş azra darbeler yapılan memleket hikâyeleriyle, idamlarla, kahpelerle filtresiz bafra götürürmüş görüş günlerinde babasına sigara paketlerinin içine sakladığı nâzım mısraları elbette güç olmuş, umut olmuş belli bir zaman adama! gel gelelim, baba da sizlere ömür yine bir eylül akşamında! yağmurun altında kalıp da ölen babalar kadar acı bir şey yoktur bu dünyada!
satıp sirkeci’deki dükkânı sarı bir plymouth almış azra on dokuzunda! jilet gibi bir araba! sarı kısrakkk gibi bir araba! bir devrim sabahı kadar hızlı bir araba!
istanbul bu! sustalının açılırken çıkarttığı ses kadar faydası yoktu korkuya, yalnızlığa! yollar çeker insanı uzaklaştıkça ölümden, ölü şehirlerden yaklaştıkça küçük hayatların kıyısına ah azra! yine bir eylül akşamı girmiş papatya tarlalarının arasından bu yeni kuş yuvasına!
haftabaşları postane önüne çekerdi arabasını azra castro’ya yazdığı mektupları atardı ilk aşkına yazdığı mektupları atardı kapının önünde yere! ben onun saçlarını görürdüm, saçlarını tarardım gözlerimle saçlarından sonrasını hiç hatırlamadım bir daha ömrümde!
azra’nın başından geçenleri kaldığım pansiyonun sahibi anlattı, uzaktan bir piyano sesi duydum sanki chopin çalıyordu biri bu garip anadolu kasabasında; gazeteciydim meraklıydım lacivert bir devedikeniydim belalı basında.
ayağa kalkıp sonbaharı, eylülü kokladım azra, dedim, azra olsun benim de doğacak kızımın adını
altını çizdikçe bunların üstü açık kaldı acının:
acıya da bir kafiye uyduracaktım gece bitti aşk bitti kin bitti
azra’ya söylenecek söz kendi kadrime kıymet baltını ben çizdim eylülün, sonbaharlar arasında.. (a.b.ç.) hiç deniz görmemiş bir nehrin saflığı sözlüklere geçirirken yeni bir kelime niyetine bakışlarını, ah tabii ki gecenin elementini bulan bir soytarıydım asit gibi yaklaşırdım sevgilinin bazına dağ tavşana sokulurdu, yılan suya kendi söküğünü dikemeyen terzi iğneyi makaraya nasıl saplarsa sinirle, örneğin aynı maceraya düşmüş süperman’le örümcek adam aynı aşka düşmüş iki senarist: biri filmlerin son diyaloglarında, biri ilk diyaloglarında zorlanan!
altını ben çizdim sabırsızlığın, kemirilirken etimin (a.b.ç.) en müstesna köşelerinde lise üçten terk, evki küçük kızlar! pijamalı, göbekli babalar: rakının yanında mutlaka şalgam suyu içen. ruh hastası anneler: bütün gün ya mutfakta, ya camda, ya komşuda.. bütün gün açık televizyon, bütün gün uyuyan hamamböcekleri, bütün gün sokağı bir baştan bir başa dolaşan aylak ihtiraslar! bütün gün’lerin hayata düşen tasası! tezgâhtaki ölü balıkla satıcısı arasındaki o ince keskin bıçak yarası bir memesinde dağ, bir memesinde sarnıçlar taşıyan yeryüzü! yeryüzü: köklü halkların tabiat süsü! rölfeyler, heykeller: deniz kenarlarında şehirlerin.. kuleler, köprüler: insan içine çıkamayan! ölüm, korkunun aşka düşen görüntüsü! uzaya doğru çekilen harfler kitaplardan, aşk mektuplarından, yarı açık ceza evi ağızlardan! bir çam ormanının kozalaklarla kurduğu telefon bağlantısı karısını öldüren adam, abisini ihbar eden kızkardeş kadehin dibine korkuyla yapışan salyangozlar ringte iki boksör: biri geçmişim, biri geleceğim ben ortada mutsuz bir hakem..
“önce saçlarını gördüm, saçlarını taradım saçlarından sonrasını hatırlamıyorum!” serserilik lisansı olan bir kadından konu açıyorum avukatı gelene kadar aşk hakkında konuşmayacağını söyleyen! rahat sevişebilmek için göğüslerini kestirmiş bir kadından rakı içen, tesbih çeken, kaşmiş üstünde sevişen, dudaklarını ruj yerine vişneyle boyayan love story’leri sevmeyen bir kadından! sarı bir plymouth’u var haftabaşların postahane önüne çektiği torpido gözünde tevfik bey’in kırık neyi.. bagajda delik deşik turuncu iç çamaşırları en adisinden bir şişe tütün kolonyası, yol haritaları ve eski bir sevgiliden kalma yükseklik korkusu!
hava muhalefeti nedeniyle alkolik olan bir kadından konu açıyorum babası komünist: yirmi yıl yatmış yirmi yıl yattıysa elli yıl, yüz yıl, yüzyıllar uyanmış işin doğrusu ufak bir dükkânı varmış sirkeci’de hani şu saat kayışı, çakmak, iskambil kâğıdı satanlarından, yürek kadar dar, yürek kadar geniş bir dükkân! baba ise polislerin şüphelenecekleri kadar güzel gülümseyen bir adam.. o zamanlar henüz yirmi beşinde annesi lise üç’ten terk, evli küçük kızlardan! türkan şoray’ın mor eşarbıyla evli, ayhan işık’ın çapkın bakışlarıyla.. evde akşam yemeğinde selma güneri’yle, dışarda bakkalda orhan günşiray’la evli bir küçük kız! içten içe alevi! camdan, neşeden, buhardan! lise üç’ten terk demiş miydim, evet, demiştim lise üç’e kadar karneleri hep dayı dayağından! karşılaşmışlar bir şekilde, kızın yüzünü çil basmış buram buram oğlanın soluğu sakız işte, aileler girmiş araya, gelmelerdi gitmelerdi derken şiddetli bir eylül öğleden sonrası beyoğlu evlendirme dairesi- ne teğet geçen bir nikâhla her yerlerinden yapışmışlar! ikisi de utanmışlar badem şekeri dağıtamadıkları için davetiyeler oyal marka zarflarda, en ucuzundan!
kadın, annesinin rahmine gerdek gecesi düşmüş büyük bir gürültüyle sanırım altıncısında! aksilik bu ya, doğumu sırasında baba içerde rus malı tabaka bulmuş dükkânda polis anne can vermiş ameliyathane masasında!
azra koymuşlar bebeğin adını! gözleri mavinin soğuğu, saçları siyah, teni beyaz! okyanuslar, bakışlarının kötü birer taklidi fırtınalar saçlarına hayran teni cami avluları gibi huzur verici, sessiz ve hüzünlü biraz! bambaşka masallarla büyümüş azra darbeler yapılan memleket hikâyeleriyle, idamlarla, kahpelerle filtresiz bafra götürürmüş görüş günlerinde babasına sigara paketlerinin içine sakladığı nâzım mısraları elbette güç olmuş, umut olmuş belli bir zaman adama! gel gelelim, baba da sizlere ömür yine bir eylül akşamında! yağmurun altında kalıp da ölen babalar kadar acı bir şey yoktur bu dünyada!
satıp sirkeci’deki dükkânı sarı bir plymouth almış azra on dokuzunda! jilet gibi bir araba! sarı kısrakkk gibi bir araba! bir devrim sabahı kadar hızlı bir araba!
istanbul bu! sustalının açılırken çıkarttığı ses kadar faydası yoktu korkuya, yalnızlığa! yollar çeker insanı uzaklaştıkça ölümden, ölü şehirlerden yaklaştıkça küçük hayatların kıyısına ah azra! yine bir eylül akşamı girmiş papatya tarlalarının arasından bu yeni kuş yuvasına!
haftabaşları postane önüne çekerdi arabasını azra castro’ya yazdığı mektupları atardı ilk aşkına yazdığı mektupları atardı kapının önünde yere! ben onun saçlarını görürdüm, saçlarını tarardım gözlerimle saçlarından sonrasını hiç hatırlamadım bir daha ömrümde!
azra’nın başından geçenleri kaldığım pansiyonun sahibi anlattı, uzaktan bir piyano sesi duydum sanki chopin çalıyordu biri bu garip anadolu kasabasında; gazeteciydim meraklıydım lacivert bir devedikeniydim belalı basında.
ayağa kalkıp sonbaharı, eylülü kokladım azra, dedim, azra olsun benim de doğacak kızımın adını
altını çizdikçe bunların üstü açık kaldı acının:
acıya da bir kafiye uyduracaktım gece bitti aşk bitti kin bitti
azra’ya söylenecek söz kendi kadrime kıymet bulamadım! küçük iskender
|
|
|
ararat
Çaylak
Kayıt Tarihi: 09 Mayıs 2008 Gönderilenler: 21
| Paylaşım Gücü |
|
10%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Mayıs 2008 Saat 22:33 |
NİCEDİR ÖZLEMİŞİM
Nicedir özlemişim Bu rüzgarı Hani Doğu'da eser Bahar akşamları
Nicedir özlemişim Bir elma ağacının Dibine oturmayı
Nicedir özlemişim Şoseleri,dağları
Nicedir özlemişim Bir dosta sarılıp Ağlamayı
Ataol Behramoğlu
|
|
|
ararat
Çaylak
Kayıt Tarihi: 09 Mayıs 2008 Gönderilenler: 21
| Paylaşım Gücü |
|
10%
|
| Seviye |
|
5%
|
|
 Gönderim Zamanı: 13 Mayıs 2008 Saat 22:40 |
İstersen Hiç Başlamasın
İstersen hiç başlamasın Bu hikaye eksik kalsın Onca yaraların ardından Yeni bir aşk yaratamazsın Örselenmiş bir çocukluk İşte benim bütün hikayem Kaç sevda geçse de yüreğimden Bu yıkıntıları onaramazsın
İstersen hiç başlamasın Geç kalmışız birbirimize Yanlış kapılarla geçmiş bunca yıl Dönemeyiz artık ilk gençliğimize İstersen hiç başlamasın Söz verelim kendimize.
Murathan Mungan
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 14 Mayıs 2008 Saat 17:54 |
.......... Mümküm Olsa ...........
Mümkün olsa, acıdan sevinçler, sevinçten umutlar yapardım bölüp yüreğimi binbir pare acılara, yağmur bulutları olup dünyadaki bütün insanlara, gökten rahmet diye sevgi saçardım…
Ah! Mümkün olsa rüzgar olur eserdim bozkırlarda,ovalarda dağ - bayır demez dolaşırdım, Her akşam odalarına sızardım uyurken insanların... iyiye güzele sevgiye dair masallar fısıldardım yüreklerine,
üstlerini usulca örter,alınlarından sevgiyle öperdim,
sonra da usulca geldiğim gibi, çekip giderdim...
Mümkün olsa, ulu bir çınar olurdum, baharı yaşardım dört mevsim. yağmurlarla yıkayıp dallarımı, rüzgarlarla kurulardım… sevgiden bir elbise giyip gövdeme, İnsanları kucaklardım her kış! ..
Ah! Mümkün olsa, toprak olurdum, Sevgi tohumları yetiştirirdim bağrımda., Çiçek olur açardım bağ - bahçe, dağ - ova, yeryüzüne salardım kokumu… yağmurun yağmadığı ülkelere, billurdan damlalar dökerdim gözlerimden…
Mümkün olsa, savaştan barış, barıştan insan yapardım acıdan sevinç, sevinçten umut, umuttan dostluk yapardım katı kalplerden kurşun niyetine sıkılan fikirleri bir bir derleyipsevginin pınarının gözünde yıkar, rüzgarların ellerine bırakırdım her nefes alışlarında sevgi tohumları olarak kalplerine atardım…
Ah! Mümkün olsa, soğuk bir pınar olurdum su verirdim bağrı yanmışlara kinleri, kötülükleri, acıları siler, sevgiyle yıkardım yürekleri akıp giderdim diyar diyar….....
|
|
|
selens
Kadim Üye
Kayıt Tarihi: 27 Nisan 2008
Konum: İstanbul Gönderilenler: 1257
| Paylaşım Gücü |
|
70%
|
| Seviye |
|
75%
|
|
 Gönderim Zamanı: 15 Mayıs 2008 Saat 12:51 |
|
anqel_of_mine'nin hepinise slmı var (: ki belirtmek isterim madem serbest kürsü :S bu 5 qünlük uzaklaştırılma çok fazla.!
|
|
...
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 15 Mayıs 2008 Saat 18:30 |
.... Dostlardan gelen Selam... bizde de gönülde yerini bulmuştur...  ..." Ve aleyküm Selam "... sanada Dostum..Meleğim .....
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 15 Mayıs 2008 Saat 18:47 |
...... Gözlerin Mezopotamya ......
Gözlerin gönül ülkesine akan iki ırmak Bir gözün dicle,bir gözün fırat
Çorak gönüllere akıyor Yüreklerde düğümlenerek O en ulvi nidasıyla ya rab! ..
Akıyor kurumuş denizlere şattülarap Gözlerin yeşilin her tonunda ırmak
Asırlar süren bir sevdanın bitmeyen sesi Kesilmeyen bir akışın tarihi sorgusu
Her zerrede canlanan doğum sancısı Ve gözlerin mezopotamya Vadilerin en soylusu.
Gözlerin ölü yaşamlara can veren Mümbit toprakların ülkesi
Donuk bakışlarda yeşeren fidanlık Dört mevsimi tek mevsimde yaşayan Bir aşkın öyküsü...
Gözlerin yüreklere akıyor İki nehri birleştiren tek nehir gibi Suyu çekilmiş gönüllere su verir gibi Güneşi içen gözlerin...
Gözlerim gözlerine akıyor İki kutsal ırmak arasında Yeşilde yüzer gibi...
Gözlerin gönül ülkesine akan iki ırmak Bir gözün dicle,bir gözün fırat
Ve gözlerin mezopotamya Akıyor gönül denizlerine Ya rab! ..
Akıyor çağıl çağıl şattülarap....
AHMET TIGLI
|
|
|
ajmerya
Usta
Kayıt Tarihi: 26 Mart 2008
Konum: Antalya Gönderilenler: 367
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 15 Mayıs 2008 Saat 21:56 |
Hasret bulutları gözlerimin içinde duman duman sis olup ağıyorum uçurumlara her gece ayazlara, fırtınalara sarılıyorum yaprak yaprak savruluyorum sokaklara
Her gece yıldızlarla dertleşiyorum rüzgarlara anlatıyorum seni sevdiğimi sulara, ırmaklara, anlatıyorum özlemlerimi kirpiklerimden süzülen damlalar sızlatır yüreğimi oturup ağlarım nisan yağmurları gibi.
Söyle ey rüzgarın sesi, uçurumlar saklarmı yaraları yaprak yaprak düşüyorum hayattan işte çözülmüşüm, dağılmışım, üşüyorum., ne yana dönsem,sensizlik, içimde mevsim şimdi sonbahar ne yana dönsem yokuğundan oluşmuş uçurum yaraları şimdi sensiz,başımda gönlümde eser,sevdan rüzgar ..,
(Hayatıma,Nefesime., Birtanem Sana., )
|
|
Dilediğin gibi ....
|
|
|
ajmerya
Usta
Kayıt Tarihi: 26 Mart 2008
Konum: Antalya Gönderilenler: 367
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 15 Mayıs 2008 Saat 22:58 |
İlan-ı aşk ediyorum benimle evlenir misin Beraber yaşlanmaya gönülden söz verir misin Bilki Bende Seni seviyorum Sana gönülden söz veriyorum Hayatta yaşadığım sürece.,iyi günde kötü günde
Sadece ve sadece senin eşin ve kadınınım.,diyorum ., ( Hayatıma )
Le olaım Ani ohev otach.,..Ravah..,.
|
|
Dilediğin gibi ....
|
|
|
Melevan
Kadim Üye
Kayıt Tarihi: 01 Nisan 2008 Gönderilenler: 1773
| Paylaşım Gücü |
|
74%
|
| Seviye |
|
75%
|
|
 Gönderim Zamanı: 16 Mayıs 2008 Saat 18:37 |
kızma sakın ajmeryan ama sen söylediğine göree.,bir sır var bu sözlerde!..biliyorum!..kusura bakma ama .,bende diyeceğim bunları cevap verir belki de..ya kısmet.." Le olaım Ani ohev otach..Ravah"..  ..
|
 Her Hakkım Saklıdııııy.... ® ™
|
|
|
|
ajmerya
Usta
Kayıt Tarihi: 26 Mart 2008
Konum: Antalya Gönderilenler: 367
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 16 Mayıs 2008 Saat 23:33 |
ya hawa mali m'dounya wessnin wannaa mashya hayranna fill ravah.! annaa.,
Le olaım Ani ohev otach.,..Ravah..,.(Hayatım., )
|
|
Dilediğin gibi ....
|
|
|
ajmerya
Usta
Kayıt Tarihi: 26 Mart 2008
Konum: Antalya Gönderilenler: 367
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 17 Mayıs 2008 Saat 18:38 |
|
|
|
Dilediğin gibi ....
|
|
|
ajmerya
Usta
Kayıt Tarihi: 26 Mart 2008
Konum: Antalya Gönderilenler: 367
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 17 Mayıs 2008 Saat 21:25 |
|
|
|
Dilediğin gibi ....
|
|
|
ajmerya
Usta
Kayıt Tarihi: 26 Mart 2008
Konum: Antalya Gönderilenler: 367
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 17 Mayıs 2008 Saat 21:35 |
|
|
|
Dilediğin gibi ....
|
|
|
ajmerya
Usta
Kayıt Tarihi: 26 Mart 2008
Konum: Antalya Gönderilenler: 367
| Paylaşım Gücü |
|
46%
|
| Seviye |
|
50%
|
|
 Gönderim Zamanı: 17 Mayıs 2008 Saat 22:11 |
|
|
|
Dilediğin gibi ....
|
|
|
Melevan
Kadim Üye
Kayıt Tarihi: 01 Nisan 2008 Gönderilenler: 1773
| Paylaşım Gücü |
|
74%
|
| Seviye |
|
75%
|
|
 Gönderim Zamanı: 18 Mayıs 2008 Saat 10:49 |
Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim?
Neden?
Neden olacak, korkuyorum!
Korkuyor musun?
Evet ya, korkuyorum. Çünkü seni seversem hemen huyun suyun değişecek. Sende sevdiğim şeyler farklılaşacak. Şımaracaksın. Beğenmez olacaksın artık beni. Çünkü ben artık muhtaç olmuş olacağım sana, senin gözünde. Öyle değil mi? Bilmez misin? Muhtaç olmak acizliktir. Simdi seni sevdiğim için cezalandıracaksın beni biliyorum! Hor göreceksin. Bekleteceksin. Aramayacaksın. Menfaatlerin ön plana çıkacak. Şayet menfaatlerini de sevmezsem beni sileceksin. Yalan mı? Sileceksin işte! Sonra her gün benden azar azar uzaklaştığını seyredip kahrolacağım. Yahu ben bir sevenim. Yani seni sevgimle onurlandırmış bir insan. Dünyayı ayakta tutacak insan kudretinin adıdır Sevgi... Simdi ben sevdim diye, bu kudrete ve cesarete sahip oldum diye sen beni nasil ve ne hakla cezalandirabilirsin? Aklım almıyor. Zeka seviyem de. insanlığım da. Yüreğim de. Yok! "Seni seviyorum" cümlesini çok sarf etme eskir! Yok! Herkese "seni seviyorum" deme, sadece aşık olunca kullan! Yok! "Seni seviyorum" demeden önce bin bir hokkabazlık yap ve şirin görün ki sevdiğin sevildiği için kendini dev aynasında görmesin, onu inlet, surundur, aklini başına getirt, mahvet!
Neden?
Çünkü, bu makbul.. Kaç....sevsen de sevmesen de kaç!
Neden?
Çünkü kaçan kovalanır aptal! Kaçan kovalanır... İyi de, neden sevdiğim için kaçıyorum ki? Ben kaçacak ne yaptım? Kaçarak daha mı makbul olacağım? Kaçarsam daha mı kıymetim anlaşılacak? Sevmek utanç verici bir şey mi ki kaçmam gerek?! Anlayamıyorum... Oysa ben zaten sevdiğimi severek devleştirmişimdir. Onun dev aynasında kendisini yeniden devleştirmesine ne gerek var ki? Bir görebilse benim gözlerimle kendini, eminim kıskanacaktır bendeki kendisini... Yok ama yok! Bilmez sevgililer sevilmenin eşsizliğini, bilmez... Ondandır bol keseden sevgiyi böyle tüketişleri... Ben hiç şımarmayan, değişmeyen, yozlaşmayan, uçup gitmeyen, tükenmeyen sevgi görmedim. Korkuyorum. Hep sevdiğim için cezalandırıldım. Artık "seni seviyorum" derken bana tuhaf tuhaf bakmayacak varlıkları daha çok sevmeye niyetliyim. Bir çiçek gibi... Bir hayvan gibi... Bir dağ manzarası gibi... Bir su damlacığı gibi... Çünkü hepsinin insanlarda var olan bir büyük silahtan arındırılmışlığı var. Yani dilleri yok, dilleri! Konuşamazlar, sadece dinlerler... Sevginizi anlayarak hissederek dinlerler. Onlara "Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? " demeniz gerekmez. Direkt söylersiniz sevginizi hesapsızca, umarsızca... Saymadan...
Ve sevgimi ifade edecek her türlü çılgınlığı hesapsızca yapmak istiyorum.. Gurur denilen sözcüğü sözlüklerden çıkartmak, sevdiğim için sevilerek ödüllendirilmek istiyorum...
Bu yazı alıntıdır. Bir yerde rastlayıp arşivime atmış idim sizinle paylaşmak istedim.
|
 Her Hakkım Saklıdııııy.... ® ™
|
|
|
Melevan
Kadim Üye
Kayıt Tarihi: 01 Nisan 2008 Gönderilenler: 1773
| Paylaşım Gücü |
|
74%
|
| Seviye |
|
75%
|
|
 Gönderim Zamanı: 18 Mayıs 2008 Saat 10:55 |
3 pire bir gün kadının göbeğinde buluşur. biri kadının memesine doğru gidecek biri anüs, biride vajinasına gitcekmiş 10 dk sonra aynı yerde buluşacaklarmış aradan 10 dk geçmiş bluşmuşlar memeye doğru giden pirreye sormuşlar: - ee olm ne oldu demişler. 1.pire: - sorma kardas iki tane kocaman dağ vardı çıktım çıktım bitirmedim geri döndüm demiş.peki sen ne yaptın demiş. 2. pire kadının anüsü’ne giden: - yaw kardas iki tane kocaman dağ vardı arasında da kocaman y*rık- vardı,arasına düştüm sonra zoooooort diye bi ses geldi az daha- ölüyodum geri döndüm demiş. 3. pirenin üstü sırılsıklammış sormuşlar: - sana ne oldu böle üstün sırılsıklam: 3.pire : - yaw gittim kocaman bi orman vardı ormandada kocaman bi yılan vardı- yılan bni kovaladı orda bi mağra buldum mağaranın içine girdim. girdi çıktı girdi çıktı bakdıki yakalayamayacak tükürdü kaçtı p*zevenk demiş....
|
 Her Hakkım Saklıdııııy.... ® ™
|
|
|
Melevan
Kadim Üye
Kayıt Tarihi: 01 Nisan 2008 Gönderilenler: 1773
| Paylaşım Gücü |
|
74%
|
| Seviye |
|
75%
|
|
 Gönderim Zamanı: 18 Mayıs 2008 Saat 10:58 |
Kasabanin birinde bir papaz ve onun iki tane papagani varmis. Papaganlar da papaz gibi oldukca inancli ve dindarlarmis. Sabah aksam kafeslerinde oturup incil okuyup dua ederlermis. Papazin cemaatinden bir kadinin da 2 tane disi papagani varmis. Papazin erkek papaganlari ne kadar ahlakliysa, kadinin disi papaganlari da o kadar ahlaksizmis. Eve gelen misafirlerin onunde 'erkek istiyozzz!' diye bagirirlarmis. Kadin sonunda dayanamamis ve papaza akil danismaya gitmis. Papaz da: -Sen getir onlari bana benim papaganlarin kafesine koyalim da ahlak ogrensinler biraz, demis. Kadin da almis papaganlari getirmis papazin evine. Daha kafese girer girmez disi papaganlaradan birisi: -Hey yakisikli, iki tane ucuz *ahişe ister misiniz kafesinizde, diye sormus. Erkek papaganlardan biri otekine donup soyle dem -Oğlum bütün dualarimiz kabul oldu lan sonunda...
|
 Her Hakkım Saklıdııııy.... ® ™
|
|
|
Melevan
Kadim Üye
Kayıt Tarihi: 01 Nisan 2008 Gönderilenler: 1773
| Paylaşım Gücü |
|
74%
|
| Seviye |
|
75%
|
|
 Gönderim Zamanı: 18 Mayıs 2008 Saat 11:02 |
Günlerden birgün, ormanlar kralı aslan artık tatil yapma zamanının geldiğini düşünererek,uzaklara dinlemeye gitmeye karar vermiş..ve toplamış tüm orman hayvanlarını; -bakın arkadaşlar,artık dinlenmeye gidiyorum.birsüre yokum.benim yokluğumda vekilim tilki kardeş tir.o ne derse itaat edin ve benim emirlerimmiş gibi uyun!tek yetkili tilkidir... Demiş ve gitmiş..tabi bizim tilki deki havaları görseniz.. Hemen ertesi gün teftişe çıkmış tilki..orada ağaçta sallanan goril sürüsünü görmüş..en irilerinden birine yaklaşıp kıçına bir parmak atmış ki..gorilde şimşekler çakmış tabi.tam altına alıp parçalıycak tilkiyi,aklına gelivermiş..tilki vekil.aslanın vekili.tutmuş kendini,sıkmış dişini ordan uzaklaşmış.. Derken,tilki dahada şımararak giderken fil sürüsüne rastlamış..aynı güvenle koca bir file yine parmak atmış..fil yerinden zıplayarak bakmış ki bu işi yapan küçücük tilki..sinirlenmiş tam altına alacak..aklına gelivermiş..tutmuş kendini,uzaklaşmış oradan.. Neyse bizim tilki daha da güvenerek ilerlerken bir ağaç kovuğunda bal yiyen kocaman bir ayı görmüş..sessizce yaklaşıp öyle bir parmak atmış ki..ayı hışımla arkasına dönmesiyle karşısında sırıtan tilkiyi görünce dellenmiş..almış altına tilkiyi,başlamış becermeye..yarım saat sonra siniri geçip atmış tilkiyi uzaklaşmış..tilki de perişan bir şekilde ordan topallayarak uzaklaşırken söyleniyormuş... - ....mına koduğumun ayısı...zaten hiç bir toplantıya da katılmaz ki..
|
 Her Hakkım Saklıdııııy.... ® ™
|
|
|
Melevan
Kadim Üye
Kayıt Tarihi: 01 Nisan 2008 Gönderilenler: 1773
| Paylaşım Gücü |
|
74%
|
| Seviye |
|
75%
|
|
 Gönderim Zamanı: 18 Mayıs 2008 Saat 11:08 |
Manevra varmış. Mehmet elde tüfek yerde yatıyormuş. Komutan gelip sormuş: -Düşman önden gelirse ne yaparsın?
Mehmet cevaplamış.
Şu yandan, bu yandan, arkadan gelirse diye; tekrar tekrar sormuş komutan.
Mehmet bunları da cevaplamış.
Komutan en sonunda: - "Ya düşman tepeden gelirse?" deyince;
- "Bu memleketin tek askeri ben miyim komutanım?".. 
|
 Her Hakkım Saklıdııııy.... ® ™
|
|
|
Melevan
Kadim Üye
Kayıt Tarihi: 01 Nisan 2008 Gönderilenler: 1773
| Paylaşım Gücü |
|
74%
|
| Seviye |
|
75%
|
|
 Gönderim Zamanı: 18 Mayıs 2008 Saat 11:23 |
Sölesene beni kaç harfle sevdin? Hani anlat desem içindeki sevgiyi; ilk kelimenden sonra kaç dakika sürer? Zamanı ellerimle yakasından tutup havaya kaldırsam ne kadar anlatırdın? Hadi anlatsana beni kaç harf sevdin?
Oyuna mı geldin sevgili? Kandırdım seni az önce.. Bana olan sevgin kaç harf diye sordum, sende bana anlatmaya başladın... Cümlelerle kelimeleri süsleyerek anlatmak yeterli oldu. Demek sadece '' SENİ SEVİYORUM '' da özetim.. Oysa bana yaşadığımızı sandığım bu büyük aşkı tarif edememen lazımdı.. Ağzından hiç bir kelime çıkmamalıydı.. Düğümlenmeliydi ses tellerin, ellerin titremeli, avuçların terlemeliydi.. Bocalamalıydın... Her anlatmaya kalktığında saçmalayıp, örneklerle izah etmeye çalışmalıydın... Başaramamalıydın... Anlamını bilecek kadar bir aşk bize yakışmazdı oysa.. Bak sokaklara hep onlarla dolu. Ellerinden tutabildiğin bir aşk bu sendeki.. Bana olan sevgini özetleyememeliydin sevgili. Özetlenecek bir aşk sadece kitaplara konu... Yazılabilecek kadar basit bir aşkı, ben bir damla gözyaşıyla anlatırdım sana...
Bana benim sorumu sorma sevgili.. '' Peki sen anlat o zaman. '' deme bana..! Beni sadece 16 harf seven birisine ben ne anlatayım?..
|
 Her Hakkım Saklıdııııy.... ® ™
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 19 Mayıs 2008 Saat 09:50 |
|
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 19 Mayıs 2008 Saat 15:26 |
..... Toprağın Sesi .....
Ey İnsan...
Üzerimde ; gezip dolaşıyorsun! İçimde ; hareket edemeyeceksin! Üzerimde ; günah işlersin! İçimde ; hesap vereceksin! Üzerimde ; gülüyorsun! İçimde ; ağlayacaksın! Üzerimde ; neşelenirsin! İçimde ; mahzun olacaksın! Üzerimde ; mal topluyorsun! İçimde ; pişman olacaksın! Üzerimde ; haram yiyorsun! İçimde ; kurtlar seni yiyecek! Üzerimde ; hile yapıyorsun! İçimde ; zelil olacaksın! Üzerimde ; sevinçlisin! İçimde ; üzüntüye düşersin! Üzerimde ; ışıkta geziyorsun! İçimde ; karanlığa düşersin! Üzerimde ; herkesle berabersin! İçimde ; yalnız kalacaksın,............. 
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 19 Mayıs 2008 Saat 16:00 |
Ey Yaradanım,,
Kalbime Öyle bir insan koy ki, o insan seninde sevdiğin olsun,
Onunla ele ele tutuştuğumuzda, ikimizin üzerinde senin elin olsun...
Bana öyle bir sevgili verki, gözlerinde baktığımda ruhunun derinliğinde sana varayım,
Öyle bir sevgili verki bana, Ona sarıldığımda kainat bize baksın birbirine sarılsın...
Sevgimiz kurtla kuzuları barıştırsın,kötüler iyilere özensin,sevgimizle ölüler birer birer uyansın...
Öyle sevelimki birbirimizi, gökler yerlere uzansın,topraklar göğe yükselsin,
dünya sevgiyle gelin misali süslenip bezensiz,cennetler baktıkça yeryüzüne sevinçten imrensin...... 
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 19 Mayıs 2008 Saat 16:36 |
|
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 19 Mayıs 2008 Saat 16:50 |
|
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 19 Mayıs 2008 Saat 17:50 |
Zor be dostum zor...,
iki ahengli kelimeyi yan yana dizmekle şair olunmuyor,
yenik düştüm edebiyat'a,dil kurallarına, hayata.,
veya oysa yenildim işte.,hemde onulmaz biçimde.,
Başım dik değil onca gönlü yüce dili nehir, şair arasında
Ne yüreğim kavi ne ayağım seyirtken,
Ne Özlemim kaldı ne özlediğim...
Bıktım hayatı beceriksizce yaşamaktan,
Beylik sloganlardan,mürayi merhabalardan
Ne Dava haramisi
Ne entellektüel sanat çığırtkanı
Ne ütopya devşirmeni
Hepsi insan olabilmek içindi çabamı...
Yada kalabilmek içindi............................
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 19 Mayıs 2008 Saat 18:05 |
|
|
|
|
Guests
Misafir
| Paylaşım Gücü |
|
0%
|
| Seviye |
|
0%
|
|
 Gönderim Zamanı: 19 Mayıs 2008 Saat 18:19 |
|
|
|
|