A- Yalnızlığın Bismillahı

kitap kapağı

zifaf gecesi… Arkadaşlığın

Aşkın

Ailenin yerinde püfür püfür yeller esmesi…. Esmesi… Esmesi… Durmaksızın esmesi… Alışması yokluğa; hiçliği Alışkanlık edinmesi… Esmesi iş değil de üşütmesi ilk adım. İlk harf. Yalnızlığın elifi

alfası

A’sı. Kapısından geçtiğinin habercisi… Acı’ya dönüşmesi: Direği sızlayacak burnunun

kış mevsimi sana talim ettirmiş olmalı bunu. Dudakların gergin: Yırtıldı yırtılacak. Sözler ağzında birikecek. Birikecek… Birikecek… Cık! Söylemeyeceksin… Bu bir çaresizlik halidir. İşte o vakit ağlamak isteyeceksin… Ancak Yalnız İnsan

şunu bil ağlamak; küçük “a” ile yazılır… Seslidir malum

“a”nın şöhreti bu… Gel gelelim

o sesin yalnızca içinde yankılandığını ancak küçük “a” kullanarak anlatabilirsin…
B- İnsan doğası gereği

ne kadar sosyal bir varlıksa

yalnız insan da o kadar doğasını “Başkalaştırmıştır.” Başkalaşma halidir ikinci pencere

kendin için görünmez bir kumaş Biçme! Nefesini gönderdiğin yerdir ikinci pencere: Boşluktur yani. Madem yalnızlığınla yaşamaya soyundun

o halde Boşver demeyi de öğrenmen gerekir. İkinci bab

sana hiçliğin çekirdeğini anlatır… Ruhundaki derin yarıkta ne vardır? İşte buradan içeri bakmadan önce “Boşver!” demeyi öğreneceksin… Çünkü bu soru

yanıtı senden almadan sana yanıt vermez. Sen boş vermeden o da sana boşluğu vermez!
C- Üçüncüler bir nihayet gelir kimisine… Çekirgenin bir türlü yapamadığı sıçrayıştır

diyalektiğin ununu elemeyi bitirip eleğini astığı katmandır. Yokluğu ve bitişi andırır maddenin üçüncü hali

Allah’ın hakkı bile üçtür derler… Oysa Yalnız İnsan

anımsa! Yalnızlar için

Allah’ın bile unuttuğu derler… O yüzden üçüncü durakta sana durmak falan yok… Payına düşen bir öğüt

bir harita daha… Eğer her boşluk dolduruluyorsa

sen tetikte ol… Çünkü Yalnızların boşlukları

-imsilerle dolar… Arkadaşımsı

aşkımsı

ailemsi… Ve onlar Cerahattir… Akıtması

dolmasından uzun sürer.
Ç- Gelelim senin için anlamsızlardan anlamsız beğenmeye… Çaba anlamsızdır

yalnızlığı söküp götürmeye… Ve çoğu zaman Çamura saplanan bir tekerlek gibi olduğun yerde döner de dönersin. Bu seni daha çok içine çekmekten fazlasına yaramaz. Dilediğin yalnız fakat vakur olmaksa

al lügati eline ve bir hamlede karala o sözcüğü… Çaba

vakarı için çamurdur Yalnız kişiye…
D- Senin için “olmayan” bir şey daha var söylemem gereken

Dahil olmak yoktur sana… Sen Dışarısın

dışarıdasın… Öyle ya

bir gönle dahil olabilseydin

bu öğütlerimi bir köşeye yazmakta olur muydun?
E- İyisi mi

sen gel benim izimi sürmeye devam et Yalnız İnsan… Zira yolun uzun ve bitimsizlik olasılığı da hayli yüksek… Kaybolmak işten değil. Her yalnız zaten biraz da kaybolmuş değil midir? Belki… Ama her yalnız biraz da kendisini bulur kendisinde… Eğer

belleğindeki “Ben” –ki hadi harf icabı Ego diyelim- yeterince eskimemiş ise. Hayır

Yalnız insan Hayır! Yalnızlık her zaman hiçleştirmez… Tam da anladığın gibi.
F- Her yalnız bir Faul mağdurudur. Kollarını sıvar ve çıkar hayatın boktan arenasına… Karşısına gelecek olanı bekler. İlkeleri ile bekler onu

öfkesi

çabası

niyetleri ile bekler. Ama beklediğini bulamaz. Sırtından yer ne yerse

hatta kestaneyi çizdirir deyim yerindeyse. Faul

Fakirliktir! İlkeden az

hileden çok katılmış; var olmak için değil yok etmek için yapılmış hamledir. Belki de derdin yok etmek değil ama var olmak olduğu için yalnızsın

bunu da unutmaman gerekir. Ne de olsa çoktur onlardan ve zengin olanların azınlık olduğu bir gerçektir. Sana da bu çeşit bir zenginlik düşmüşse

azar azar çekip gitmek de kaidedendir.
G- Gülmek çoğuldur. Sözlüğünden at onu da. Aynanın karşısında kendi aksine gönderdiğin o memnun ifadenin adını gülmek sanıyorsan

yanılırsın… O bir hesaplaşma. Biz de henüz “H” harfine gelmedik… “G” durağındayız bu garip yolun; ağırlık noktasında… Tekil olanlar düşecek payına bu harften

Gitmek

gitmek

gitmek… Göğüs Germek

eksilmeye attığın her adıma. Yalnızlığın hakkını vermek için

gitmek gerek… Göğüs germek gerek evet! Gülmeyi de atacaksın sözlüğünden

anlaştık. Bunların tamamına da Göt gerek… (Hiç dudak bükme

öyle!)
Ğ- Yalnızlığın yumuşak olduğunu kim söyledi ki

“G”si yumuşak olsun. Her gün hissedeceksin düşüp çakılmanın acısını… O yüzdendir Yalnız İnsan

aynı şiddetle –asla yumuşakça ve nazikçe değil- doğrulmanın ve yeniden yürüyebilmenin memnuniyetini de hissedeceksin. Unutma senin lügatında hiçbir sözcüğün yumuşak bir başlangıcı yoktur!
H- İşte bu harf sana tanıman gerekeni fısıldayacak

belki de çoktan tanıştığını. Hıyanet

Hasis

Haris

Hınç… Tanı ve bırak. Ellerini sürme… Eğer o elleri bu katranlara bulamaya gücün vardı ise

beni boşuna konuşturma. Bırak! okuma bunca yazdığımı

dinleme söylediğimi. Ama bilirim ki gücün yok… O yüzden sadece tanı –ki gördüğün zaman en süratli adımlarınla kaçabilesin. Bilhassa hainlikten sakın kendini

onun lekesi zamanın suyunda bile çıkmaz bilesin…
I - Issızlık senin arka bahçen

bilinçaltın

suskunluğun

kıpırtısızlığın… Oysa her Yalnız İnsan ıssız değildir anımsa bunu… Uğruna kılıcını çektiğin birşeyler yok mu? Sen amaçsız değilsin Yalnız İnsan

sen ıssız değilsin ama üzgünüm İnsansızsın…
İ- İğne ve İronidir senin neşen bundan böyle… Bilip de susamamaktan bir başınasın Yalnız İnsan. O halde zırhına sahip çık; İğne de İroni de demir leblebidir. Yutmasını da bileceksin yutturduğunca. İnanmak

işte onu “i”lerin en büyüğü ile yaz. İnandığın şey senin çığlığındır. Onu kendin için haykırırsın ve yanıtlar ummazsın. Senin kalendir inancın. O düşerse

sen de düşersin. Bugün

bir insanboyu yalnızlık bedeli ile taçlandırdığın İnancın değil de nedir?
J- Serin bir ağrı oturur yüreğinde. Müzmin ve geçirilemez bir ağrı… Namludaki bir terk kurşunusun sen. Her an gitmek için

bırakmak için

bağlanmamak için hazır

amade… İncecik sızıdır işini bitiremediğin. Sana bu iş yumuşak değildir dedim zaten. Jilet acısıdır o

pıhtılaşana kadar işini bitiremezsin… İşini bitirsen

izini geçiremezsin.
K- Kalabalıktır

kamuflajın. Arkasında nefeslendiğin duvar… Yorgunsun

yalnızlık kamçıdır geceye bilhassa. Yastığın yorganın üzerinde şaklar. Sahip olamadıklarındır “k” faktörü… Kimse olmak değil mesele

kimsesiz olmak.
L- Lüksü olur mu bir yalnız insanın? Pekala olur… Bir selam mesela. Posta kutusuna düşen kartpostal. Pahasız. Ama geçici. Halel getirmez –siz’liğine

-sız’lığına. –siz

-sız olmamak Allah’a mahsus derler

yalnızlığı da ona hasrederler… Tanrı değilsin Yalnız İnsan haşa! Onun yalnızlığı biricikliğinden gelir. Seninki kusurundan ve eksikliğinden… Ve senden ne çok var bir bilsen…
M- Kurtulman gerekenler var… Başta da Mazeretlerin… Onlar senin yalancı şahitlerin. Ama’lar

Üstelik’ler

Çünkü’ler… Senin hayatın dev bir Mahkeme

yastığına kavuştuğun an karar anı… Bir uyku alabilmek için o yargıcın elinden

yalancı şahitlere paye verme. Herkesten uzundur geceler sana

bırak öyle kalsın. Hiç değilse yalanı koynuna almazsın.
N- Yanıtlarından çok soruların var; şüphelerin

sezgilerin… “n” durağı

soru işaretidir yalnızlık dilinin. Neden yalnızsın? Nerede başladı bu kimsesizlik? Çatısı Nedir bu tek kişilik dünyanın? Nasıl oldu da

başka türlü olamadın? Yoksa zaten sen

sana verilenden hep başka mıydın?
O- Ve bazı duraklar da senden gizlenen yanıtlar sandığının anahtarıdır: “O” da bunlardan biri… Olmaktır senin gayretin

ilk yanıtın bu… Olmak! Ya da Olmamak –ki aslında bu

“ö” harfinin mevzuu çünkü ölmektir olmamak- oysa senin derdin yaşamakla! Tek kalemde

tek başına ve tastamam… Bilerek üçüncü şahısların arasında olduğunu… “O” olduğunu bilerek. Uzaktakisin sen. Hakkında konuşulan ama yüzüne konuşulamayan şahıssın. Ama hakkında konuşulabildiğine göre –ki umurunda değil bu aslında- Olmuşsun ve Varsın!
Ö- Ve daha birçok şeysin sen başkasının defterinde… Ö harfini kaldırdığında

adın “Öteki” iminin karşısında… En başında söyledim Yalnız İnsan

bu sahip olmadıkların üzerine bir konuşma… Ne olduğun kadar ne olmadığın da mühim… Sahip olduklarını

sahip olmadıkların anlatır bazen… Önem’dir sahip olmadığın

Ölçemediklerini önemsemeyenlerin gözünde. Ve onlar senin kıymetlilerini ölçemezler

senin önem birimlerini kendilerininkine çeviremezler. Onlar… Kalabalıklar. Bütün bu kıymetleri taşıyıp

onlara sahip çıktığın için sana sadece “Özür Dilemeyi” biçerler… Özür dilersin Yalnız İnsan

eğer yan yana durmak istersen onlarla Özür dilersin… Ben sana Özür dilemektense

Öteki olmanı öneririm. Ellerinde ahlak mezuraları ile dolaşanlardan olmamak

onlardan başka olmak

öteki olmak…
P- Şimdi kağıdında öncesiz sözler… Her biri yüreğinde bir tohum… Bir mucize gibi çatlayan… Kimine “Piç”tir bunlar… Ama Yalnızlığın alfabesinde özgünlük olarak geçecek. Eski köye gelen her yeni adet

Yalnız İnsanın belleğinde uyanandır. Evet ya Piçse piç! Hangi çocuğu piçtir diye iteklemişsin ki? İsa’ya bak… Mucizedir kimine göre ve kimine göre de alnına dikenli dallar yaraşır… Sen peygamber olmaya soyunmadın Yalnız İnsan. Yine de peşinden sürükleyebilirsin çoğunu… Ne dedim sana ben

inancın çığlığındır. Sen umarsızca bırak onu. Duyan çıkar. Piç olsa da bir çocuğu kucaklayan çıkar. Sen Parantez’sin; her alışkanlığın yanında “bunu da bilmeniz gerek!” diye açılan… Sen parantezsin… Her parantez bir kucaktır

duyurulmak istenen saklı sözlere açılan… Ve bazen bu yüzden okunmadan geçeceksin ama bazısı parantez içini okumayı sever…
R- Bu pencereden sen görmeyeceksin Yalnız İnsan. Bu pencere senin nasıl göründüğünü anlatacak. Senin Rengini. Birçok şeye sahip olmayabilirsin ama siyah değilsin ve hatta saydam da değilsin. Kim bilir belki ikisi de birbirine o kadar yakındır ki… Yok olmak bakımından aynı cepte duruyorlardır. Ama sen başkaldırının rengini taşırsın çoklukla… Kızılsın sen o yüzden. Hüznün çekirdeği senin atomun ve içinde parçalandığında mavi ışırsın… Mavisin sen o yüzden. Susmak sana sözden yakın durur. Bir dağ gölü gibi susarsın ve biriktirirsin. Yosunsun sen Yalnız insan

Yeşilsin o yüzden. Senin adresin Araf: yokluğu tecrübe etmeye herkesten yakınken var oluş derdi güdersin. Senin rengin Mor

yalnız insan… Bir karışımın alabileceği en derin ve aradaki renk… Sen mevsimlerden güzsün. Bir kış arifesi… Silkelenişisin hayatın. Temize çekilmeden önceki safhası… Sarı ve turuncusun sen. Her renkten birazsın ama onları yan yana tutmayı Reddersin. Bu da seni bukalemundan ayırır. Sen yanardöner olmayı reddedersin. Sen Reddedişin Rengini Resmetmeyi becerirsin Yalnız İnsan

işte bu yüzden de yalnızsın.
S- Bu harften sana çok şey düşer. Pat diye. Ayaklarının dibine düşercesine düşer. Yalnızlığını itiraf eden herkes gibi Sadeleştirildiğin için… Dalında ömrünü bitiren bir meyve gibi düşer

dalı sadeleştirmek için. Sızlanarak düşer

hüzün senin memleketin ne de olsa

anavatanın. Ve Sessizce düşer

dedim sana yalnızlıkta mağrur olmak da vardır azıcık. Usulca eksildiğin hayatlar anlatır bu sessizliği. Ama öyle anlatmaz –çoğunun bildiği gibi- fısıldar: her sessiz harfin payında koca bir fısıltı vardır zaten.
T- Her yalnızlık

eksilerek Tamamlanır. Ne kadar tastamam bir yalnızsan

o kadar azalmışsındır. Ve çoğunluğun gürültücü bir yığın olduğunu gördüğünde

azalmaktan korkmayacaksın. Teselli

mazeretin kardeşidir. Kov onu sözlüğünden

bütün kapıları yüzüne kapat… Bilirsin

çatlaklar sıvandığında depremin yaralarını saklarlar ama yaranın var olduğu gerçeğini saklayamazlar… Hakikati

yalanla sıvayamazsın. Ensende bir nefes için bu bedeli ödemeye değer mi Yalnız İnsan?
U- Pandoranın kutusundaki son kötülük

“U” durağında bir yanılsamadır. Umut

başarısızlıklarımızın hayaletidir. Ve biz ona inandıkça korkmak zorundayız. Kendi karanlığımızdaki asılsız tıkırtıların faili

kabuğumuzun pamuktan çekici Umut… Çıplak kalıncaya kadar kendisine doğru yürüdüğümüz ve çoklukla en üryan halimizde bizi bir başımıza bırakandır. Ve sahiplenmemiz için daima güzel kostümler geçirir sırtına

olmayan gözleriyle masum bakışlar gönderir. Biz onu sahiplendiğimizde

o ellerimizi silkelemekle meşguldür üzerinden. Ve tükendiğinde bize en zalim oğlunu bırakır: Utanç! Yalnız insanın sırtında bu ikisini de taşıyacak yer yoktur. Zaten yükü hayli ağır ve paylaşılamazdır.
V- Hükümsüz bağlaçlar durur bu harfin kutusunda. “ve” bunlardan en önemlisidir mesela. O bağlaç

seni başka birine bağlamak ; o kişi ile yan yana tutmak için yararsızdır hatta sakattır bir bakıma. Öyle ya

bağlamak için davrandığında senle diğerini

ortaya garip beraberlikler çıkacak gör bak: Sen ve yalnızlığın

sen ve karanlığın

sen ve sen… Bir bastondur “ya”

“ve”nin ellerinde. Ancak ayrışacaksın o bağlaç sayesinde Sen veya bir başkası… Bir tercih meselesi olacaksın. Tercih edilen başkası

sen daima sonuçsuz bir mesele olacaksın.
Y- İşte isminin baş harfi Yalnız İnsan… Karakterinin

kaderinin… Bu harfle çok sık karşılaşacaksın. Bir yol ayrımını andırır vücudu onun. Ama Yollar senin için hep aynı yere çıkar… Sen Yuvarlaksın Yalnız İnsan. Nereye gidersen git

hep kendine dönmüşsün çünkü. Kaypak değildir bu biçim

sana öyle gelmesin. Ancak bitimsizdir başlangıçsız olduğu gibi… Kanında bekleyen bir mikrop

zamanını bekleyen bir assolisttir Yalnızlığın

seni güçten düşürerek güçlendirir ve sana duyabileceğin en sessiz şarkıyı söyler. Bu harfi iyi belle… En çok da bunu kullanacaksın!
Z- Son durakta “Zaman” var. O

“durak” sözcüğünü her telaffuz edişimizde bize akarak gülen fon müziği… İşte her şeyi değiştiren

eskiten

doğuran

yenileyen ırmak! Bu fon müziğinde sana hitap eden yeri nakaratı Yalnız İnsan… : “Her mezar tek kişiliktir…” Ölmek bu kadar tekilse

yaşamak neden çoğul olsun ki?
Bir de “X” var senin için… Bilinmezlerin katmerlendiğinde ve yanıtsız kaldığında soruların; büyük olasılıkla sana aradığını verebilecek bir kişi

açmazlarını açacak bir kilit ve bu büyük yasaklı harften başka bir şey bulamayacaksın.